Türbana Hayır!
Evet, artık bu konuya da el atmamın zamanı geldi! Çağdaş, “moderen”, “leyik”, ilerici bir Türkiye’ye giden yolun çıplaklıktan geçtiğini artık anlamamız gerekiyor. Ne zaman hötümüzü başımızı açarız; o zaman Japonya gibi teknoloji lideri bir ülke oluruz. Ülkemizdeki gerici “yoboz”lar, hala bu gerçeği idrak etmekte güçlük çekiyor. 200 yıl geriye götürdünüz ulan bu ülkeyi! Sıkmabaşlar sizi…
Şimdi bu açığı kapatmak adına; sizleri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni de arkama alarak başlatmış olduğum “Moderen Bir Türkiye İçin Dal-Daşşak Gezelim” kampanyasına davet ediyorum.
Bu kampanya ile türbanlıların 200 yıl geriye götürdüğü Türkiye’yi sadece bir kaç ayda “moğassır medeniyetler” seviyesine çekebileceğiz. Yaptığım hesaplara göre; sokakta her gün 500 kişi malafatı “sallandıra sallandıra” gezerse; tam bir ayda dünyaya yazılım ihraç eden bir ülke haline geleceğiz.

“Ben dal-daşşak gezmesem de olur” demeyin! Birlikten kuvvet doğar… Bildiğiniz gibi bundan 5-6 sene önce de tencere çalıp, ışıkları açıp kapatmıştık. Hatırlarsanız Türk-Sat uydusunun fırlatılışı da o döneme denk gelmişti. Sizce bu bir rastlantı olabilir mi?…
Bugün kurtulalım türbanlarınızdan, elbiselerinizden, donlarınızdan…
Herşey moderen bir Türkiye için… İleri… Hep ileri..
Seninle hemfikir olmayan insanlara biraz hakaret niteliğinde bir yazı olmuş abi. Her iki tarafta zaten yeterince gergin, bende burda birşeyler yazarak ne seni kırmak isterim ne de ortamı germek.
Barış kardeşim, bu yazıdan ne anladığını yazar mısın lütfen?
Türkiye’nin ilerlemesi dünyada söz sahibi bir ülke olması için gerekli olan şeyleri Murat Çileli arkadaşım çok güzel izah etmiş.
Söz konusu olayın nasıl gerçekleştirileceğini biz bilemeyiz. O konuda biraz cahiliz. Yapay zeka teknolojisi donatılmış insan nevinden varlıklarız. nasıl olsa bizim yerimize düşünen ve karar veren rektörlerimiz var. Onlar gereğini yapar.
Onlara güveniyoruz…
çağdaşlığı ilericiliği bacak açmak zannedenlerle dal-xxxxxx gecen guzel bir yazi Murat abi eline sağlık.
Abim modernliğin açılıp-saçılmak olduğunu iddia ettiğini düşünmüyorum merak etme
Ancak Türban karşıtı insanların sanki hepsinde bu tarz bir düşünce varmış gibi yazmışsın. Ben ne bir kızın açılıp mal meydanda gezmesiyle ilgilenirim ne de türbanıyla tesettürüyle.
Ancak olay öyle bir boyuta geldi sanki türbanlı kişiler “haaa sen evde türban takıyormuşsun giremezsin kamuya üniversiteye” şeklinde bir cevap alarak gönderilmiş. Dün 32.gün programını izlediysen ( biraz kışkırtma amaçlı bir program farkındayım ) Nazlı xxxx adlı bir bayan, türbanlı bayanlarda üniversiteye alınsın,eğitilsin diyerek kendince bir açıklama yaptı. Sanki günümüze kadar gelen kanunlar, evinde,sokakta,dışarıda türban takan insanların kesinlikle üni.ye alınmadığını gösteriyor.
Ayrıca abim, benim sıkıntı duyduğum noktalar belli başlı: birincisi “din ve devlet işleri birbirinden ayrıdır” diye bir hüküm taşıyan Laik anayasa içine “Türban çene altından bağlı olmalıdır” gibi bir inançsal zorunluluğun sokulması ( bence bu askeriyeye karşı bir oyundu ). İkincisi Laik olan bir ülkede Musevinin tipasıyla, hristiyanın hedesiyle hödösüyle girmesi sağlanmalıdır Türban serbestliği sağlanıyorsa.
Düşüncelerimiz uyuşmayabilir abim, zaten demokraside bu düşüncelerin saygı çerçevesi içerisinde tartışılmasıyla sonuca varılmasını sağlayan bir olgudur (yanlış anlama). Kırdıysam, üzdüysem özür dilerim.
Saygılarımla
Tamamdır, eğer yazımı yanlış anlamadıysan hiç bir sorun yok kardeşim. İstediğin gibi görüşlerini yazabilirsin. Alınmam ya da kırılmam
Sağ olasın abim böyle bir cevap alacağımdan şüphesizdim
ya abıcım nasıl bı celıskıdır bu madem modernlıkten madem ozgurlukten bahsedıyoruz ozaman
kım tulban takar kım mını etekle gezer kım kıcı acar sanane (yanlıs anlama da) sen mını etekle dolasan bı kıza neden boyle dolasıyorsun dıyen duydun mu ama bı kadın tulbanlı gezse buda onlardan derler bu vatan TÜLBANLI ANALARIN SAYESINDE KAZANIL DI kımse kusurabakmasın ne dıskolarda ne barlarda bu vatan anadoludakı o TURBANLI ANALARIMIZIN SAYESINDE kazanıl dı sygılarımla
Mehmet Akif ERSOY diyor ki ;
Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne,
Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne.
Acaba Mehmet Akif ERSOY da mı Haşa, gerici bir Yobaz ?
kusurabakmayın murat bey o aksam bu konu hakkında baya tartısmıstım sızıde o dın dusmanların dan oldugunuzu dusundum ozurdılerım saygılarla
Hiç önemli değil kan_ki
atatürk posterinide ters asmış mango
Söylenilmesi gerekilen en öz sözler ve görülmesi gerekilen en öz fotograf,
Sizleri saygıyla selamlıyorum.
onu bunu bilmemde yukarıdaki resimler çok anlamlı ve güzel hiç böylesine düşünmemiştim ceddimin hatunları böyle çağdaş ve mini etekli mini etekli …hay sen aklınla bin yaşa Murat Çileli
Harikasın dilimize tercüman olmuşsun kutluyorum seni
İNNEDİNE İNDALLAH-EL İSLAM!
helal olsun düşüncelerime tercüman oldun
Yazık be hepinize Allah cennetine koyar inşaAllah sizleride
YA SİZ SALAK GERİCİ VE GERÇEKTEN YOBAZSINIZ SİZ VARYA SADECE TÜRBANLI OLMAY BİLİRSİNİZ SİZ SADECE GERİCİLİKTEN BAŞKA BİŞİ YAPMIYORSUNUZ VE VATAN HAİNİSİNİZ ÇÜNKÜ VATANI BÖLDÜNÜZ SİZİ SIKMABAŞ BÖCÜKLER CAHİLLERE BİŞİ ANLATILMAZ SİZ NE KADAR ANLARSINIZ Kİ ZATEN HEP İŞİNİZE GELENİ DUYARSINIZ KUR’AN DA ÖYLE BİŞİ YAZMIYOR SİZİ DAR KAFALILAR AYRICA O FOTODAKİDE BİR GELENEK BU DA SİZE KAPAK HERŞEYİ AÇIKLAMA GÜCÜMÜZ VAR GELİNDE ANLATALIM AMA ANLAMAZSINIZ SİZİ İZLAMCI GERİCİ SALAKLAR
Bayansın değil mi?
Ya ben bu kadının varya…. Resmen tüm türbanlı kadınları aşşalamış. Bu kadarda olmaz ki. Allahından bulsun ne diyim!
Şimdi şarkı söyliycem;
Ölölölölölölö
Ölölölölölölö
Langırt!
Düştüm.
der barbaros hayrettin paşa.
Murat abi bu ülkede gördüğün en çağdaş insanlardandır. Senin gibi Atatürk’çü olmaz olsun, birdaha “Atatürk” çüyüm deme kendine.
Gecenin geç bi saatinde rastladım bu siteye. Güzel-hoş. Malum konu nedense en çok erkeklerce tartışılıyor ülkemizde. Bence daha az bahsedilse bu konu da zamanla sükunete kavuşur. Ama yıllarca hiç aralıksız getirildi önümüze. Malumdur ki memlekette en revaçta olan neyse, siyasetçilerimizde onu kendilerine ve politikalarına alet etmekten pek haz alırlar. Biz desekki “krdeşim takan takar takmayan takmaz” diye, bu gayet insani sözü bile kimbilir nerelere taşırlar. Yıllardır ne çağdaş olabildik, ne de demokrat. Herkes kendi açığını kapatmakla uğraşsa, kendi vazifesi ile uğraşsa ülkemiz de boş şeylerle uğraşmasa inanıyorumki İrandan önce uzaya füzeyi biz fırlatırdık. Artık geç mi? Hayır! Yanlız, üniversite mezunları üniversiteli gibi, ilkokul mezunu da ilkokul mezunu gibi bakarsa dünyaya, aldıkları eğitimin hakkını verirlerse ve kendi ülkesine bir yabancı gibi bakmaktan vazgeçerse, belki biraz yol katedebiliriz.
insanlar ikiye ayrılır, bacaklarının arasından cart diye
işte bu BAYAN(!) da cart diye ortadan ikiye ayrılması gerekenlerden birisi.
KUR’AN DA ÖYLE BİŞİ YAZMIYOR
demiş kendisi, önce okusun ondan sonra yorum yapsın, dinini seven insanda okumuyor, din düşmanıda okumuyor, okuyanlardan yorum alıyorlar sonra verha veriyorlar yobazlar, sıkmabaşlar diye
Yorumumu teknoeminin yorumundan ve Mehmet Akifden alıntı yaparak bitirmek istiyorum
Mehmet Akif ERSOY diyor ki ;
Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne,
Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne.
bu konuda bi forumda gormustum bi yorum,
soyle diyordu : ” sen uzaya roket gonderdin de benim turbamina mi takildi ? ”
resimler cok manali olmus.
bu ülkeyi ne hale getirdiler yazık vallahi hayır acıdıgım nokta su atatürk yasak etmediki başortuyu bilakis serbest bıraktı annesiinde başı bağlıydı çünkü inançlıydı asıl gericiliği yapan sizlersiniz kuran inmeden önce herkez çıplaktı don bile giymezlermiş kim kime dum duma herkez birbiriyle ilişkiye girerimiş vs vs ondan sonra en kötü arap tarafı oldugu için ordan başladı yayılmaya müslümanlık çok kötü ve gaddarlarmış ozamanlar ve bizimkiler hala gerici ilk çağ taş devri gibi donla gezmeyi cağdaşlık zannediyolar
artık şu çağı bitirin millet uzayda yaşam arıyor aşmış artık bunlar hala başörtü yasaktır bu gericiliğin en büyüğüdür. komedi değilde nedir arkadaşlar. hepinize soruyorum.
Yüreğinden öperin kardaşım. Çok güzel hicvetmişsin…
Atatürk çarşaf ı kaldırdı
çarşaf kötü insan mı erkek mi kadın mı belli degil
ilk önce atatürkün resmini doğru dürüst tutmasını bil de sonra çağdaş ol tamam mı biz müslüman ülkeyiz bize bacaklarımızı açmak yakışmaz ama ne yazık ki aralardan böyle aptallar çıkıyor
sen ilk önce kuranı oku da gel yobaz sonra bize açıkla
modern ve çağdaş senin gibi oluyorsa o zaman genel evdeki kadınlarda çağdaş ve modern oluyor
vatan haini dediğiniz gerçek türk kadınıdır onunla gurur duyuyoruz türbanlılar sizler gibi kendilerini sergilemiyor biz türbanımızdan gurur duyuyoruz
Valla çok ilginç bir “yorum dizisi” olmaya devam ediyor olay Murat abi
kıçımızı başımızı açmakla modern çağdaş olunuyosa biz çağdaş olmamayalım daha iyi
kuranı tam anlamıyla oku senin dinin bütün olsaysaydı peygamberimizin hadisinı bilirdin örtünmenin farz olduğunu bilirdin bide biz sizden daha çok atatürkçüyüz şunu unutmayın atatürk’ün anneside kapalıydı okadar salaksınız ki onu bile bilmiyosunuz attatürk bize soyunun dememeş sade giyinmekte özgürsünüz demiş
Şöyle bir alıntıyla başlayayım:
24- Nur Suresi 31
Kadını kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin çarpıttığı ayetlerin başında bu ayet gelir. Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup örtü manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Allah eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söyenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır.
Üstelik ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen ‘cuub’ kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi belirtmek için, hem Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer.) “Hımar” kelimesi sırf başörtüsü manasına gelse bile bu ayetten başı örtmek değil, yine yaka dekoltesini kapatmak anlaşılacaktı. Üstelik başörtüsünü Kuran’a maletmek isteyen zihniyet, açık bir saptırma yaparak “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmeye kalkmıştır. Böylece ayeti okuyan “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okuyacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran’da salsınlar, indirsinler manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanabilirdi. Bu örnek bize gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gereğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini göstermektedir.
———————————–
Bu ülkede son 6-7 yıla kadar türban lafı bile olmazdı fakat iktidardaki partinin oy kaygısı güderek ortaya attığı bu mesele birden ülkenin en önemli meselesi haline geldi. Peki nedir bu türban? Türban aslında Arapların, İslamiyet’ten önce bile sıcaktan kafasına geçirdikleri örtüdür. Tamamen Arap kültürüne ait bir giysidir. İslamiyet ise Arap Yarımadasına indiği için Kur-an’da “Örtülerinizi(!) boyun altınıza kadar indirin” ibaresi geçmektedir. Fakat başına örtü geçirmeyenler için “Başınızı örtün” benzeri bir cümle yoktur. Türban din demek olmadığı gibi türban takmamak da dinsizlik değildir. Fakat bunu daha da ileriye götürüp “Türban takmayalım LEYİK(!)ler gibi götümüzü açalım.” diyen yobazlar da vardır.
Sayın Murat Çileli, bu iğrenç yazısıyla insanları tahrik etmiş ve türbanla hiç bir problemi olmayan demokrat kişileri bile türban karşıtı cepheye itmiştir. Aslında türban yanlılarına en büyük darbeyi, bu yazıyla sayın yazar vurmuştur. Bu ülkenin ihtiyaç duyacağı en son şey bu kadar bölünmüşlüğün içinde daha da bölünmektir. Ben şahsi fikrimce türban cephesi yaratan ya da yaratmaya çalışan kişileri vatandaşım olarak görmüyorum. Tabii ki kamusal alana türbanla girmek isteyebilirsiniz fakat bu şekilde yazılan yazılarla sadece karşınızda cephe oluşturursunuz. Bu topraklar yüzyıllarca türbanlı insanlara tanık olmuştur ve bu güne kadar hiç birinden en ufak bir zarar bile görmemiştir. Fakat ülkemize yeni türemiş olan “başını örtmekle, beynini örtmeyi karıştıran” kişiler ülkemizde cepheleşlemeyi ateşlemişlerdir. Tek bir ricam var; lütfen başörtünüzün beyninizi örtmesine izin vermeyin. Hayırlı günler.
Şimdi ben de Kemalist’im ama sizin yazdığınız bu ağır yorum, insanların gözünde sizle beraber beni de başka bir cepheye itmiş bulunuyor. Varmak istediğimiz amaç bu muydu?
Nur Suresinin 31. Ayeti ile ilgili yaptığınız teknik bilgiye dayalı yorumla ilgili pek fazla şey söylemeyemeyeceğim. Ancak Atatürk’ün en güvendiği insanlardan biri olan Elmalılı Hamdi Yazır’ın hazırladığı Kur’an’ı Kerim’in mealine baktığımız zaman da “baş örtüsünden” bahsettiği bir gerçek.
İlgilenenler için :
Elmalılı Hamdi Yazır : http://tr.wikipedia.org/wiki/Elmal%C4%B1l%C4%B1_Muhammed_Hamdi_Yaz%C4%B1r#1._Hak_Dini_Kur.27an_Dili_.28Kuran.27.C4.B1_Kerim.27in_T.C3.BCrk.C3.A7e_Tefsiri.29_ve_Atat.C3.BCrk
Sayın “kemalist” isimli şahıs,”salınmak” aşağı doğru olur.Yukarı doğru olmaz.
Câhiliyette insanların birçokları terbiye ve edebden yoksundu. Ahlâk, iffet ve namus meselesi lafta idi. Bugün olduğu gibi kadın açılıp saçılıyordu, vücudunu, na mahrem yerlerini göstermekle böbürleniyordu. İlahî rahmet olarak gelen İslâm dini, tefessüh etmiş bu insanlığı ıslah etmek için birtakım emir ve prensipler getirdi. Bunlardan birisi de kadının cilbab ile örtünmesini emreder.
“Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle! Baş ve boyunlarını örtmek için cilbablarını üzerlerine alsınlar”(Ahzab: 59).
Cilbab’ın mâhiyeti hakkında birkaç görüş vardır:
l- Cilbab. bütün vücudu örten uzun gömlek veya entaridir.
2-Entari üzerine giyilen geniş elbisedir.
3- Başı. boynu ve çevresini örten atkıdır.
4- Üst tarafı göbeğe kadar örten ve ridâ denilen örtüdür.
Sibeveyhinin üstadı olan Halil; “Bu mânâlardan hangisi kasdedilirse caizdir” diyor. (el-Sîracel-Münir c. 3. s. 271) Müslüman kadın, el ve yüzü müstesna bütün vücudunu örtmek mecburiyetindedir. Bir kimse buna inanır fakat uygulamazsa günahkâr olur. Amma inkâr ederse dinden çıkar, mürtedolur. İslâm’ın kabul etmediği tevillere baş vurup halkın inancını bozmak sapıklıktır. Tesettürün dinen makbul olabilmesi için birkaç şartı vardır, onlara ri’âyet etmek gerekir:
1- Elbisenin vücudu gösterecek tarzda ince,
2- Nazar-ı dikkati çekecek kadar süslü ve renkli,
3- Vücudun hatlarını gösterecek şekilde dar olmaması gerekir.
Bir memlekette manto giymek adet ise, dar olmamak şartıyla onu giymekte beis yoktur. Çünkü İslâm dini, ne erkek ne kadın için belli bir kıyafet getirmemiştir. Her memleketin kendisine has bir giysisi vardır.
Hatta buranın çarşafı, Suriye, Irak ve Hicaz’da giyilen çarşafa benzemiyor. İlla şu veya bu kıyafet lazımdır demek doğru değildir.
Müslüman kadının giyiminde esas mesele, tesettürü sağlamasıdır. Eli ve yüzü dışında bütün vücudunu örtmesi, açık kalmamasıdır. Giyilen bir elbisenin tesettüre uygun olması için de altını göstermeyecek şekilde kalın ve avret yerlerini örtecek kadar uzun olmalıdır. Bunun için altını gösterecek şekilde ince ve şeffaf olan bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz.
Kadınların yüzleri ile ellerinden başka bütün bedenleri avrettir. Yüzleri ile elleri namazda ve namaz dışında fitne korkusu olmadıkça avret değildir. Ayaklarının avret olup olmaması ihtilaflıdır. Sahih kabul edilen görüşe göre kadınların ayakları da avret değildir. Diğer bir görüşe göre namazda kadının ayakları avret sayılmazsa da namaz dışında avret yeri sayılır. Bu ihtilaftan kurtulmak için ayaklarını örtmeleri iyi olur. Sahih olan görüşe göre kadınların kolları kulakları ve salıverilmiş saçları da avrettir.
Bu meseleye esas teşkil eden hadis-i şeriflerin meali şöyledir:
Hz. Âişe’nin rivayetine göre, kız kardeşi Hz. Esma bir gün Peygamberimizin huzuruna gitti. Üzerinde altını gösterecek şekilde ince bir elbise bulunuyordu. Resulullah (a.s.m.) onu görünce yüzünü çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ya Esma, bir kadın buluğ çağına erince—yüzünü ve ellerini göstererek—bunlardan başka bir tarafının görünmesi sahih olmaz.” (Ebû Dâvud, Libas 31)
Sahih-i Müslim’de Ebû Hüreyre (r.a.} tarafından bir rivayette Peygamberimiz, giyindiği halde açık olan, yani ince ve şeffaf elbise ile dolaşan kadınların Cehennemlik olduklarını, Cennetin kokusunu bile alamayacaklarını bildirirler. (Müslim, Libas,125)
Alkame bin Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini rivayet eder:
“Abdurrahman’ın kızı Hafsa’nın başında, saçını gösterecek şekilde ince bir başörtüsü olduğu halde Hz. Âişe’nin huzuruna girdi. Hz. Âişe başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaştırdı. (Muvatta’, Libas:4)
Hz. Ömer (r.a.) ise, cam gibi şeffaf olmasa da, giyindiği zaman altını iyice belli eden elbisenin kadınlara giydirilmemesi hususunda mü’minlere ikazda bulunmuştur. (Beyhaki, Sünen, 2/235)
İmam Serahsî bu nakilden sonra, kadının giydiği elbise çok ince de olsa yine aynı hükmü taşır, şeklinde bir açıklama getirir. Daha sonra da, “Giyindiği halde açık” olan mealindeki hadisi kaydeder ve şöyle der: “Bu çeşit bir elbise şebeke (ağ) gibidir, örtünmeyi temin etmez. Bunun için yabancı erkeklerin bu şekilde giyinmiş bir kadına bakması helâl olmaz.” (el-Mebsût, 10/155)
Elbisenin şeffaf olmasındaki ölçü, tenin rengini belli etmesidir. Dışarıdan bakıldığı zaman elbisenin altından insanın teni görünüyorsa, elbise ince de olsa, kalın da olsa böyle bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz. Bu mesele Halebî-i Sağir’de şöyle belirtilir: “Elbise altını, tenin rengini belli edecek şekilde ince olursa, bununla avret yeri örtülmüş olmaz. Fakat kalın olsa da, uzva yapışsa ve uzvun şeklini alsa (uzvun şekli görünür hale gelse), bu durumda örtünme hasıl olduğu için men edilmemesi gerekir, namaz caiz olur. (Halebî-i Sağır, s.141)
Mesele diğer mezheplerde de aynı şekilde ifade edilir. Mâliki mezhebinin görüşü şöyledir: Elbise şeffaf olur, cildin rengini hemen belli ederse, bununla örtünme olmaz. Bu şekilde kılınan namazın mutlaka iade edilmesi gerekir. İnce ve dar olduğu için azanın şeklini belli eden elbiseyi giymek de mekruhtur. Çünkü bu bir şahsiyetsizlik sayılır ve selef ulemasının giyim tarzına muhalif hareket edilmiş olunur. (Menânü’l-Celü, 1/156)
Hanbelî mezhebinin görüşü ise şu şekildedir:
Vacip olan örtünme, cildin rengini belli etmeyecek şekildeki örtünmedir. Eğer giyilen elbise cildin rengini belli edecek tarzda ince olur da bedenin beyazlık ve kırmızılığı görünürse namaz caiz olmaz. Çünkü bununla örtünme gerçekleşmiş olmaz. Şayet rengini örter de, hacmini belli ederse namaz caiz olur. Çünkü örtü kalın da olsa bundan kaçınmak mümkün değildir. (İbni Kudâme. el-Muğnî, 1/337)
Şafiî mezhebinin görüşü ise şöyledir:
Vacip olan, cildin rengini belli etmeyecek elbiseleri giyinmektir. İnceliğinden dolayı cildin rengini belli eden bir elbiseyi giymek caiz olmaz. Çünkü böyle bir elbise ile tesettür gerçekleşmiş olmaz. Yani, inceliğinden dolayı cildin beyazlığını veya siyahlığını gösteren elbise tesettür için kâfi gelmez. Yine, elbise kalın olsa da, dokunuşu itibariyle altından avret yerlerinin bir kısmını gösterse yine yeterli şekilde örtünme sağlanmamış olur. Diz kapakları ve uyluklar gibi bedenin incelik ve kalınlığını belli eden bir elbise ile kılınan namaz sahihtir, çünkü tesettür sağlanmış demektir. Fakat azaları belli etmeyecek şekilde bir örtü kullanmak müstehaptır. (el-Mecmû, 3/170-172)
Bütün bu nakillerden şöyle bir neticeye varmak mümkündür:
Kadının kendine nikah düşen erkeklerin yanında giymiş olduğu tenin rengini belli edecek ve gösterecek şekilde ince ise bununla örtünme gerçekleşmiş olmayacağından giyilmesi caiz olmaz. Bu giyecek, bir elbise, gömlek ve etek olduğu gibi, başörtüsü ve çorap da olabilir.
Buna göre tesettürün dinen makbul olabilmesi için bazı şartları vardır, onlara dikkat etmek gerekir:
- Elbisenin vücudu gösterecek tarzda ince olmaması,
- Nazar-ı dikkati çekecek kadar süslü ve renkli olmaması,
- Vücudun hatlarını gösterecek şekilde dar olmaması gerekir.
Vücudun azalarını iyice belli edecek şekilde giyilen dar pantolon ve dar gömlekle namaz sahih olsa da, bakanların dikkatini çekip tahrik edeceğinden dinen helal olmaz. Merhum İbn-i Âbidin de eserinde bu hususa işaret etmektedir. (Reddü’l-Muhtar, 5/238)
Diğer taraftan kadınlar gerekli örtüyü sağlamak zorunda oldukları gibi, erkeklerin dikkatini çekecek bakışlardan, konuşmalardan ve yürüyüş tarzından da sakınmaları gerekir:
“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.” (Nur Suresi 31)
İşte hür kadınların, bu istisna edilmiş kimselerden başkasına zinetlerini göstermemeleri, kendi iffet ve korunmaları ve güzel geçimleri noktasından gayet önemli olduğu gibi, yabancı erkekleri etkilememek, günaha sokmamak, edeb ve iffet telkin etmek noktasından da çok önemlidir. Özellikle bu noktayı da düşündürmek ve tesettür emrinin kuvvet ve şumülünü bir daha hatırlatmak üzere, yürüyüş tavırlarının bile düzeltilmesi için buyuruluyor ki: gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar, yani baştan ayağa örtündükten sonra yürürken de edeb ve vakar ile yürüsünler. Örtüp gizledikleri sunî veya doğal ziynetler bilinsin diye, bacak oynatıp ayak çalmasınlar, çapkın yürüyüşle dikkat nazarları çekmesinler; çünkü erkekleri tahrik eder, şüphe uyandırır. Fakat unutulmaması gerekir ki, kadının bu konuda başarısı daha önce erkeklerin iffeti ve görevlerine dikkati ve toplumda olanların gayreti ve özeni ile de ilgili olarak, bunlar da Allah’ın yardımı ile ayakta durabilir. Onun için bu noktada Resulullah (s.a.v) den bütün müslümanlara hitap ve erkekleri zikredip kadınları da içine alacak bir şekilde buyuruluyor ki:
Ve ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. Demek ki bozuk bir toplulukta kurtuluş ümid olunmaz, toplumun bozukluğu da kadınlardan önce erkeklerin kusur ve hatalarındandır. Bundan dolayı başta erkekler olmak üzere erkek dişi bütün müminler imana yaramayan ve cahiliyyet izleri olan kusur ve hatalarından tevbe ile Allah’a dönüp Allah’ın yardımına sığınıp emirlerine özen ve dikkat göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler. O halde herkesin kurtuluşu bakımından iş sahipleri ve ilgili şahıslar şu emirlere de özen göstermelidir. (Elmalılı, Tefsir)
YUKARIDAKİ YORUM http://www.sorularlaislamiyet.com ‘dan ALINTIDIR.
Haha Murat abi burada ki yorumlar beni öldürüyor ya
Demokrasi nedir?
Siyaset neden yapılır???
Demokrasi halkın eğitim hakkı, sağlık hakkı demektir.
Siyaset ise; Halkın Eğitim gibi, Sağlık gibi hizmetlerden özgürce ve eşitçe faydalanabilmesi için yapılır(!)
Nezaman ki ordu askeri harcamalarını halkın eğitim için ayırılmış miktardan, sağlık için ayırılmış miktardan fazla harcama yaparsa sıkıntı orada doğar. Çünki halk okumak ister, halk eğitim ister. İşte siyaset orduyla halk arasındaki dengeyi kurar. Bu “BATI”da da böyledir, “Doğu”da da böyledir.
Peki Türkiyede siyaset ne için yapılır?
Türkiyede siyaset kurumlar arası, cemaatler arası, örgütler arası, kişiler arası, adını ne koyarsan koy! “çekişmek” güç sahibi olmak için yapılır… Halk okumuş mu? Eğitim ihtiyacını karşılayabilmiş mi? Bunu düşünen yok ki..
Şimdi biz gelelim burada o başını açmış-bu kıçını kapatmış tartışması yapalım…
Neden yobazlar, gericiler, cartlar-curtlar diyerek küfür ediyoruz? Bir insan düşüncelerini dile getiremeyeceği zaman küfür eder…
Sen halksan ve bu “Yobazların” “CAHİL” olduğunu düşünüyorsan… “NEDEN DEVLETTEN EĞİTİM HAKKINI ARAMIYORSUN?”
Bizi geriye götürenler fahişeler değil! Türbanlılar değil! Açıklar değil! Kapalılar değil!
Bizi geriye götüren haklarımızı aramaya karşı isteksizliğimizdir…
BİZİ GERİYE GÖTÜREN EĞİTİM HAKKIMIZI ALMAK İSTEMEYİŞİMİZDİR!
Boşverin, tartışmaya devam edelim, sen yobazsın… Ben Laik.
Güzel yorum.
Vallahi Abi, cok güzel yazdin.
Ellerinden öperim. Allah’dan saha saglik ve sihat niyaz ederim.
Saygi ve Sevgilerimle, Muhammed Kocak (belki hatirlarsin)
Teşekkürler Muhammed. E-posta arşivimde arama yapınca seni hatırladım. Bir dönem epey yazışmışız.
ben bir bayanım.ilginç olcak ama bu konuda bir fikir söylemek istiyorum.TÜRBANA HAYIRR!!!.neden ilginç diyenlere ise cevabım söz konusu kadın olunca en çok erkeklerin konuşması.Şimdi böle demekle açık saçık gezelimmi diyorum hayır..ben başıma bir şey bağlamak istemiuorum bunu dinimizinde istediğine inanmıyorum ve bunu tamamen bizim ülkemizde bir simge olduğunu düşünüyorum…
Bayanların kafası bu tip şeylere basmadığı için bunları tartışmak yine erkeklere kalıyor. En önemlisi ise, insanların giyim tarzına, terchilerine “evet” ya da “hayır” deme lüksümüz yoktur, olmamalıdır. Aksini savunmak faşizanlıktır, cahilliktir.
Convers’e Hayır!
UGG’ye Hayır!
Beyaz Çizgili Yeşil Adidas Eşofman’a Hayır!
Türban ile girilemeyen yerlere bu kıyafetimsiler ile de girilememeli.
Bu elbiseler aslında bir gurubun dünya görüşünü temsil ediyor!
Tehlikenin farkında mısınız!
Yani! Buyur buradan yak şimdi…
Beyaz çizgili yeşil adidas eşofman
mouahahhahaha
bursa sporu ligden düşürelim abi
yeşil = iltica rengi